Duygusal Boşluğunuzu Dolduracak 10 Kitap Önerimiz

Hangi yaşta olursak olalım ya da maddi ve manevi nasıl bir çıkmazın içinde olursak olalım, hayatın içinde hayata rağmen hayatta kalmanın, kalmak istemenin, kalmaya çalışmanın yaşı yoktur aslında.
Herkesin kendi ayakları üzerinde durma şekli vardır. Herkesin hayata karşı koyma ve gururlu bir savaş verme yöntemi farklıdır.  Ama tüm mesele aşka gelince orada bi duraksama gelir insana. Bazen anlam veremezsin yaşananlara ya da vermek istemezsin. Bazen hislerini, düşündüklerini ve yaşadıklarını ifade edecek tek kelime bulamazsın da oturur bir köşede seni anlatmalarını istersin bir şeylerin. Kimi zaman bir Neşet Ertaş türküsünün koynuna girersin kimi zaman bir Nurullah Genç­’in Rüveyda’sına sarılarak uyursun. Bazen bazı kelimeler anlamlarına denk gelmiyor dersiniz açar birkaç sayfa bir şeyler okumak istersiniz. İşte bunu düşünerek kendi incelemelerimiz doğrultusunda sizlere duygusal boşluğunuza oturacak 10 kitap önerisi hazırladık.
Bu kitaplardaki duygusal cümlelerin kendi ahenkleri içerisindeki şarkıları dinleyebilmek için şüphesiz okumanız, en azından bir kitapçının bir köşesinde elinizde alıp bir göz gezdirmenizi öneriyoruz. O zaman kitaplar arası turumuza hep birlikte başlayalım.

1- Ah Muhsin Ünlü- Gidiyorum Bu
Leyla ile Mecnun’un yönetmenlerinden Onur ÜNLÜ’nün 1993-1998 yılları arasında “Ah Muhsin Ünlü” mahlasıyla yazdığı şiirlerin toplandığı kitaptır. Okuyucusunu bildiğimiz şiirden apayrı bir yere sürükleyen, dalgalandıran yer yer sersemleten, ağır edebi imgelerle dans eden sapasağlam şiirlerle dolu bir kitaptır.
Dilerseniz sizleri bu kitaptan birkaç satırla başbaşa bırakalım.

“Sonra sen kendi yolunu çizdin
benim ilkokulda resmim zayıftı,
pek bir şey çizemedim.
bir işe girdim,
beşiktaş’ta bir eve taşındım, ve sigarayı bıraktım
bulaşık makinam var,
alttan iki dersim var,
bir kitap projem var,
ve sen yoksun.”

“ayakkabılarını kapımın önünde görmeyi istiyorum!
çünkü bu,
seni seviyorumun içine nal salmak demektir,
ve hareketinin bana durduğunu akla uydurur.
oysa seni sevmem toplumu meşru kılar.
ve gitmen beni dile indirger sevgilim”



2-Tarık Tufan- Kekeme Çocuklar Korosu
Bu kitap hakkında yapacağımız yorum muhtemelen az ve basit kalır. Çünkü bu tarz kitapların kelimelerle telaffuzu yok denecek kadar zordur.  Dilerseniz bir kısmını sizlerle paylaşayım yorumu sizler yapın.

“eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse…
beceriksiz adımlarla yürüyen bir kıza rastlarsanız. sanki düşecekmiş gibi, sanki ayakları birbirine dolaşacakmış, bir yere takılacakmış gibi. merdiven kollarını sıkı sıkıya tutuyorsa. aceleyle yürüyorsa mesela. kalkacak son vapura, son trene yetişecekmiş gibi hızlı atıyorsa adımlarını. yere toprağı incitecekmiş gibi basıyorsa, yer çatlayacakmış gibi ürkek atıyorsa adımlarını. şaşkınsa bir masaldan şehre düşmüş gibi.

eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse…
utangaç bir kız yüzüyle karşılaşırsanız, başını yerden kaldırmıyorsa. gözlerine hüzün düşmüşse. karanlık değmişse bakışlarına. gece gökyüzünü seyretmekten ayışığının izi kalmışsa yüzünde. gözlerinden yıldızlar dökülüyorsa mesela. nereye baktığı anlaşılmıyorsa. her şey gözlerinde kayboluyorsa. kirpiklerine yakamozlar takılmışsa. gözleri denize bakan bir balıkçının gözleri gibiyse.

eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse…
genç gürültülerin arasında sessiz bir kıza rastlarsanız, kalabalığın ortasında bir sükut gibi yürüyorsa. tam konuşacakken dudakları titriyorsa, saklaması gereken bir sırrı taşıyormuş gibi. bir ortaçağ bilgesinin susuşu gibiyse sessizliği. henüz evrenin yaratılmadığı zamanlardan kalma bir sükutsa mesela. bir hint hikayesinin tanrısal suskunluğunu taşıyorsa.

eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse…
saçlarını taramayı becerememiş bir kızla karşılaşırsanız. konuşurken saçlarını savurmuyorsa. sıkı sıkıya tokalarla yapıştırmamışsa saçlarını. uyumsuz kıyafetler varsa üzerinde. yakıştıramamışsa giydiklerini. güzelliğinden utanıyorsa mesela. yaz sıcağında boğazlı bir kazak giymişse. bir pardesü giyip yün bir başlık takmışsa kafasına. ya da modası geçmiş bir şapka takıyorsa. ellerini sürekli başına götürüyorsa, saçlarını tıkıştırıyorsa şapkasından içeri. ürkekse, bir başınaysa…

bilin ki o kız başörtülü bir kızdır.
bilin ki, bir kez daha daha kaybetmişizdir…”


3- Kemal Sayar- Otoyol Uykusu
Kemal Sayar’ı bir okuyucu olarak aramızda tanımayan yoktu sanırım. Özellikle de Kemal Sayar’ın Ruknettinin Kalbi İçin Kenahetler şiirinde ruhen kaybolmamak mümkün değildir. Birçoğumuz da bu şiirle tanıştık onunla. Muhteşem ötesi imge kullanımı ile meşhur bir hocamızdır. Kelimeler arasında gidiş gelişleri Allah ile arasındaki sağlam bağı ve aşka dokunuşu muazzamdır.
Bu muhteşem kitaptan bir parçayla başbaşa bırakıyorum sizleri.
– SONSUZA DEK SOPHİE-
Gözleriniz madam
Gözlerinize bakıyorum da
Sanki bir yangın yeri
Yüzünüz talan edilmiş bir
İmparatorluktan kalma gibi,
Bir şair oturmuş o iki kaşın arasına,
Tüten dumana ve akan kana bakmaksızın
Aldırmaksızın
Patlayan bombalara şiir söylüyor gibi
Aslında aşktır en çetin meydan muharebesi
Siz koşuştururken lise bahçelerinde
Dilinizde Ahmet Arif’ten Yarım yamalak ezberlenmiş iki dize
Deri ceketinize yaslanmış yürürken yağmurda,
Bir şairdim ben
Kalbimi büyüten dumanlı odalarda
Benim kalbim dumanlı odalarda büyüdü madam.
Yalan yok! yalan asla olmayacak
Çünkü aşkı üstünüze serpiştirip kaçan o yağmur
Bir gün sizi de ıslatacak
Bir gün sizde hüzünle bakacaksınız kalbinizin içine
Orada bir şarklıyı göreceksiniz
Biz şarklılar, yani aşıklar
Ve asla konuşamayacakları kızlara aşklananlar
Hep yenildik!
Farklı malubiyetlerden kuruldu bizim tarihimiz
Diyorum ki… vaktiniz varsa bu akşam
Bizim yüzümüz kızarır
Biz uzaktan sevmelerde birinciyiz
Genç kızlara başlarımızı çevirip bir bakamayız
Bir bakarsak usulca elimizden kayar
Ve parçalanır kristal gençliğimiz
Biz kristal gençleriz madam
Kolayca tuz buz oluruz
-Eve gitsem daha iyi
İyide benim o darmadağın halimi bırakıp nereye,
Her gece saatlerce alıştırma yapıp da
Bir tek sevda sözcüğü fısıldayamamanın sıkıntısı
Aşksızlıktan solan bu cismi terk edip nereye gidiyorsun ?
Merdivenlerden peşinizden koşup da
İsminizi haykırmayı size bakarken derinde
Bir acıyla kıvrandığımı fark etmeden nereye he…
Bir gün yağmur yağsa
Sırılsıklam o yağmurda ıslanacak
Ve elinde tutuğu karanfille
Gözyaşları,saçlarından sızan yağmurla karışacak
Onun kapısının önünde duracaktı
Onun kapısının önünde duracak
Ve asla zile basmayacaktı
O kapının önünde saatlerce ağlayacaktı o sırada fonda
‘’Senin mavi gözlerinde çalacaktı‘’çalacaktı
Sonsuza dek Sofya


4-Şükrü Erbaş- İnsanın Acısını İnsan Alır
Bir ‘ayrılık…!’ deyişi var ki okuduğunuzda sizin yerinize de ayrılık acısı çektiğini düşünürsünüz. Okudukça okuyasınız kimi zaman ağladıkça ağlayasınız gelir. Kimi satırları ‘ işte bu ben ‘ dedirten kaliteli anlatımlarıyla bir elin 5 parmağını geçmeyecek derecede büyük yazarlardan biridir. Bakın ayrılığı ne de güzel anlatmış üstat.
‘’ Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte… İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık. İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık. Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek. Birdenbire büyümesi, gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun. İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi. Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde. Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin. Parmaklarını sözüne pınar edememek. Uzaklarda bir adamın üşümesi, bir kadın dağlara daldıkça. Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan. Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması… Ayrılık o küçük ölüm, usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan…’’

5-Hayati İnanç- Can Veren Pervaneler
Son zamanlarda aşırı derecede ilgi gören muhafazakar İslamcı kesimin kanaat önderi konumuna gelmiş üst seviyede bir şiir bilgisine sahip yazarlardan biridir.  Kitabı bir kenara bırakıp Hayati hocayı araştırmanız bile muhtemelen neler yazmış olabileceğini ortaya apaçık koymaktadır. Sohbetini, üslubunu, ilmini, en hası da mütevazi yanını bir görün. Saatlerce konuşsun da bitmesin denilecek insanlardan olduğu kanaatindeyim. Diğer yandan divan edebiyatına olan yürekten aşkı ona kitabını kalemle değil, yüreğiyle yazmayı da nasip etmiş. Aslen avukattır kendileri. Onu mesleğini icra ederken hayal etmek bile kalbe dokunur.  “Can Veren Pervaneler” unutulmaya yüz tutmuş muhteşem mirasımız Divan Edebiyatını küllerinden yeniden doğurmaya namzet ve okuyan herkese can verecek bir eser’’ olarak tanımlanmaktadır. Muhtemelen bu açıklama ile kitabın içerisinde neler bulunduğunu tahmin etmişsinizdir.  Divan şiirleri ve onların incelemeleri bulunmaktadır. Aslen burada yalnızca günümüz değil geçmişteki aşklara da mazhar olmak mümkün olduğu için listemizde büyük bir keyifle yer vermiş bulunmaktayız.


6- Nuri Pakdil- Anneler ve Kudüsler
‘’Nuri Pakdil şiirleri, anne lirizmi ile Kudüs gerçeği arasında gidip gelen gergin bir yay gibidir. Kâh lirik bir geyiktir sözcükler, kâh ateş hattındaki savaşçıdır. Kudüs, somut bir mekan olduğu kadar, soyut bir algıdır da. Onun için çoğuldur Kudüs ve anne. Anne Kudüs’tür, Kudüs de anne’’ derler onun için. 7 Güzel Adam’ın ağabeyi olması sizlere neler anlatacağının, neler yazacağının kefilidir umarım.  Muhteşem şiirlerin bir araya geldiği bir şiir kitabıdır. Bu kitapta Nuri Pakdil in haykırışı var bir miktar. Ama Özgürce ve yürekten..

Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum” diyor usta. Ne derece bir sahiplenme ve nasıl bir bağlılıktır denecek kadar ağır bir cümledir.

Gel anne ol
Çünkü anne
Bir çocuktan bir Kudüs yapar.

Onun için Kudüs annedir, anne Kudüs’tür. İkisini birbirinden ayırmaz ve bir bütüne sığdırır Nuri Pakdil. Sessizlik içindeki haykırmayı hissedersiniz. Anneler ve Kudüs’ler okunması gereken çok güzel bir kitaptır.



7-Tarık Tufan- Beni Onlara Verme
“Ruhuma musallat olmuş o uçurumların kenarında yaşayabilmek için aylardır bıkmadan usanmadan çocukluğumun yüzlerini,
sokaklarını, ağrılarını yazıyorum. Delirmişçesine, hafızamın kuytu, karanlık, ıssız yerlerine, çocukluğuma, ilk gençliğime, utançlarıma, kavgalarıma bakıyorum bir şeyler bulabilmek için. Ne arıyorum?
Bu kadar öykünün içinde aradığım nedir? Bir kere de mutlu bitsin şu hikâyelerin sonu diyenlere ne cevap vereceğim?”

Bir kere sevdiğinin yüzüne baksa ölecek âşıklar…
 Güzelliğini bir yara gibi taşıyan kadınlar…
Gururundan ölenler, gidenler, tam söyleyecekken susanlar, yıkık krallıkların prensesleri…

Bu kitapta bir semti ve o semt içinde kaybolmuş, sıkışmış hatta boğulan karakterlerin hikayelerine yer vermektedir. Kesinlikle okurken kendinizi arınmış hissedeceğiniz yazılara denk geleceksiniz.


8-Ali Lidar –Tesirsiz Parçalar
Tesirsiz midir sizce de parçalar. Elbette hayır. Ali Lidar okuyup da o şiirlerin içerinde bulunan kelimelere takılmamak mümkün müdür. Bazen insan ‘’keşke bu şiiri ben yazsaymışım’’ ya da ‘’ Bu cümle keşke bana ait olsaydı ‘’ gibi cümleler kurmaktan kaçamıyor.
“Benim onu sevmemin nasıl bir mucize olduğunu bilmiyor. Belki de sıradan ve vasıfsız bir şey gibi görüyor bunu. O da haklı. Neredeyse tanıyan herkes sevmiş onu. Farklı boyutlarda elbet. Ama bir şekilde sevmiş. Zaten onu birazcık tanıyan birinin kayıtsız kalması, sıradan biri gibi davranması mümkün değil. Fakat ben ne yapabilirim? Anlatamıyorum. Anlatamamamın sıkıntısı içimdeki telaşı kat be kat artırıyor… Seni en çok ben seviyorum desem, en başka ben seviyorum ve en başta, herkesten çok, en çok, en… Ne en? İçimden geçenleri bilse koşup boynuma sarılır. Oysa sadece anlatabildiğim kadarını biliyor. Anlatabildiğim kadarını… Anlatabildiğim kadarıyla ne yapılabilir? Birer çay içilebilir belki.” Demesi kitabın geri kalan kısmına merak uyandırmıştır sanırım.

9-Nurullah Genç- Yağmur
Şiir okumayı seven, şiire aşık ve şiire inanmış insanlar nezdinde Nurullah Genç hocamız edebiyat tarihimizdeki yaşayan efsanelerden birisidir.  Bir Yağmur deyişi vardır ki hayatının en temiz yerine koyduğunuz insana o andan itibaren Yağmur gibi bakıyorsunuz, Yağmur olsun bedenimize damlasın istiyorsunuz. Bu kitap hakkında yalnızca Yağmur şiirini okumanızı önereceğiz.  Merak edip bu muhteşem eseri kitaplığınızda mutlaka bulundurmanızı umuyor ve çocuklarınıza böylesine büyük bir eseri miras bırakmanızı temenni ediyoruz.




10- Dilaver Cebeci- Türkiyem
Dilaver Cebeci ustamız şiirlerini neredeyse tüm dünya Türklerinin bildiği ve Türkiyede herkesin en az 1 şiirini ezbere bildiği muhtemelen tek insandır.  Tarihimizde yoktur ki hiçbir şairimiz tüm ülkede en az 1 şiiri ezbere bilinsin.  Tarihe adını ‘’ Baş koymuşum Türkiyemin yoluna. Düzlüğüne yokuşuna ölürüm ‘’ diyerek yazdıran , Mustafa Yıldızdoğanın  seslendirdiği muhteşem eserin yazarıdır kendileri. Kitabının içerisindeki şiirlere ah bir dalıp gitseniz kim bilir nerede bulacaksınız kalbinizi. Şiir severlerin gönlünü kaptırdığı Sitare şiiri de bu kitapta yer almaktadır. Muhteşem bir hikayeye sahiptir hatta geçtiğimiz günlerde bu hikayeyi dinlemek için bizzat bu şiiri yazdığı odaya kadar girip Sitare diye ithaf ettiği Ayla Cebeci hanımla röportajımızı gerçekleştirdik ve sayfamızda sizlerle paylaştık.
O halde son önerimiz olan kitabımızdaki Sitare şiirinin bir kısmını sizlerle paylaşalım. Umarım önerilerimizde bir nebze de olsa can bulursunuz…

“Çeşmek Be-zen Sitare 
Ezmen Mekon Kanare” 

Nerden çıktın karşıma böyle Sitare 
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde 
Kirpiklerin yüreğime batıyor 
Telaşlı bir kalabalığın ortasında 
Ayaküstü konuşuyoruz 
Nedimin nigehban nergisleri gibi 
Üstümüzde bütün nazarlar 
Çok utanıyorum Sitare 
Dün oturup hesap ettim 
Sen doğduğun zaman 
Ben bir askeri mektepte talebeymişim 
Sen bilmezsin Sitare 
Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih 
Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu 
Her akşam dokuzda yat borusu çalardı 
Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı 
Bir derin uykuya atardım kendimi 
Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı 
Bende onu alır anamın düşlerine kaçardım 

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum 
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor 
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum 

Seninle konuşurken Sitare 
Aklıma yıldızlar dökülüyor 
Bir çaresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde 
Ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan 
Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında 
Gökyüzü salkım salkım 
Zigguratlar tıklım tıklım 
Dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım 
Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım 
Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan 
Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım 
Gözlerine baktığım zaman Sitare 
Bütün çöllere ay doğuyor 
Yoldaş ediyorum kendime İmrül Kays’ı Antere’yi A’şa’yı 
En kuytu vahaları dolaşıyorum 
Hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş Sitare 
Çadırla su arasında bir cılga var 
O cılgada narin ayak izlerin var 
Durgun suya düşüp kalmış gözlerin var 

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum 
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor 
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum …

Daha Fazla İçerik
Hitler’i Kandıran Sanatsal Çalışma-Hayalet Ordu