Theo’ya Mektuplardan Seçmeler

Vincent Van Gogh hakkında önceki bir yazımda hayatını ve eserlerini anlatan bir yazı yazmıştım. Şimdi ise kardeşine olan mektuplardan seçtiğim kesitleri paylaşacağım. Bir diğer baskısı da 2013 yılına aittir. Pınar Kür’ün çevirisini yaptığı kitap Yapı Kredi Yayınlarının basmış olmasıyla birlikte 252 sayfadır. Ben 2018 yılında Azra Erhat tarafından çevirilen 136 sayfalık kitaptan alıntılar paylaşacağım. Gogh’un yazdığı bu mektuplar “Theo’ya Mektuplar” kitabında yer alıyor. Remzi Kitabevi’ne ait basımın fotoğrafını da aşağıya bırakıyorum.

Arka kapağında ise;

“Vincent Van Gogh’un, Paris’te bir galeri yöneticisi olan kardeşi Theo’yla dertleştiği mektuplarında, renk tutkusuyla dolu bir ressamın yaşam savaşına ve yaratıcılık uğruna gösterdiği özverilere tanık oluruz. Van Gogh’un, başta Gauguin olmak üzere, çağdaşı ressamlarla yakın ilişkilerine de ışık tutan Theo’ya Mektuplar, hayatı boyunca şiddetli ruhsal sarsıntılarla boğuşmuş sanatçının daha yumuşak ve coşkulu yönünü ortaya çıkarıyor.” 

Laeken, 15 Kasım 1878: “Çok büyük zorluklarla karşılaşsan da karamsarlığa kapılma, sonunda her şey iyiye dönecektir. Ayrıca işin başında hiç kimse tam istediğini yapamaz.” sy. 11

Wasmes, Haziran 1879: Sanat kelimesinin şu tanımlanmasını bir dinle, daha iyisi yapılamaz bence: “Sanat doğaya eklenmiş insanlardır. ”” sy. 17

Cuesmes, 20 Ağustos 1880: Sen de zaman zaman aşık oluyor musun, Theo? Olmanı isterdim, çünkü, inan bana, küçük dertlerin de bir değeri var. İnsan kimi zaman üzgündür, öyle anlar olur ki cehennemde sanırsın kendini, ama başka, daha güzel şeyler de vardır. Üç aşaması var bu işin:

1)Sevmemek ve sevilmemek
2)Sevmek ve sevilmemek (benim durumum)
3)Sevmek ve sevilmek

Bence ikinci aşama birincisinden güzeldir, üçüncüye gelince, onun üstüne yoktur! sy. 19

Etten, 7 Eylül 1881: Old boy, bu mektup yalnız sanadır, onu yalnız kendine sakla, olur mu?

Önce sana soracağım: «Hayır, hiçbir zaman» tekerlemelerin soğutmayacağı kadar derin ve ateşli bir aşkın var olabilmesine bir azıcık olsun şaşar mısın? Ben sanıyorum ki, şaşmak şöyle dursun, bunu tabii karşılarsın; «akıllıca» bir iş dersin buna.

Aşk gerçekten de olumlu bir şeydir, güçlü bir şey, öylesine var olan bir şey ki, seven insan nasıl canına kıyamazsa, bu duygusunu da atamaz içinden. Ama diyeceksin ki: «Canlarına kıyan insanlar da vardır.» Ben de derim ki: «Bu çeşit eğilimleri olan bir adam değilim sanıyorum.»

Hayatı gerçekten sever oldum ve aşık olduğuma çok seviniyorum. Hayatla aşk birdir benim gözümde. Ama diyeceksin, «hiç bir zaman, hayır, hiç bir zaman» cevabı ile karşılaşıyorsun. Ben de sana derim ki: Old boy, şimdilik bu «hiçbir zaman, hayır, hiçbir zaman» sözünü kalbimin üstünde sıktığım bir buz parçası sayıyorum.

Bakalım kim üstün gelecek, bu buz parçasının soğukluğu mu, yoksa benim canlı sıcaklığım mı? sy. 20-21

Etten, 12 Kasım 1881: Bak bence tutkular gemimizin yelkenleridir. sy. 24

Tarihsiz: Peki baylar, ne olduğunu söyleyeyim de, siz ki biçimlere ve uygarlığa düşkünsünüz ve gerçeğin gerçeği olmak şartıyla düşkün olmakta haklısınız, siz söyleyin: bir kadını terk etmek mi yoksa terk edilmiş bir kadına acımak mı daha uygarca, daha insanca, daha erkekçedir? sy. 30

Tarihsiz: Sanatın ne anladığımı kavramalı: Gerçeğe varmak için uzun zaman ve çok çalışmak gerek. Varmak istediğim ereğe çok zor varılır, yine de varılmaz bir erek değildir sanıyorum. sy. 33

Tarihsiz: Çoğu insanların gözünden neyim ben -değersizin biri ya da tuhaf, aykırı, hoşa gitmeyen bir adam- toplumda kendine bir yer bulamamış, yer bulamayacak bir yaratık, yani hiçten de daha aşağı bir şey. sy. 34

Tarihsiz: Hayata ve hayatın özü olan sanata karşı öyle engin öyle geniş bir duygum var ki, bazı kimselerin alabildiğine özendiğini görünce kasılıyorum, sahte buluyorum bu özentilerini. sy. 35

  Drenthe, Ekim 1883: İçinde bir şey sana “Sen ressam değilsin,” diyecek olursa, asıl o zaman var gücünle resme sarılmalısın kardeşim, ancak bu yoldan susturabilirsin o sesi, yani yalnız resim yapmakla susar o; yok, kuşkuya kapılır da derdini dostlarına dökmeye kalkışırsan, enerjinden, en değerli gücünden bir şey yitirirsin. sy. 39

Drenthe, Ekim 1883: Ama gelişmek istiyorsak toprağın içine dalmalıyız. Onun için sana diyorum ki; Drenthe toprağının içine dik kendini, filizleneceksin, kaldırımın üstünde solup kuruma. sy. 40

Tarihsiz: Millet’in şu sözü düşündürüyor beni: “Acıyı ortadan kaldırmak istemem, çünkü çok kez sanatçıları kuvvetle dile getiren odur.” sy. 46

Tarihsiz: Asıl candan belirtmek istediğim fikir şudur: Lambanın altında patateslerini tabağa el uzatarak yiyen bu insanlar aynı ellerle toprağı işlemiş adamlardır; İstedim ki resim çiftçinin el çalışmasını ve bu kadar namusluca kazandığı besiyi yüceltsin. sy. 49-50

4 Kasım 1885: Kendimi renklerin kurallarına verdim büsbütün. Ah keşke bunları bize gençliğimizde öğretmiş olsalardı! sy. 54

Tarihsiz: Biliyor musun, insana asıl yürek veren, insanın duygu ve düşünceleriyle tek başına koşmaması, bir grupla güç ve işbirliği halinde çalışmasıdır. Öyle olunca, insan daha çok iş başarır ve çok daha mutlu olur. sy. 63

Tarihsiz: Biri bu hastalığa, ölüm ve ölümsüzlüğe uğramak demiş. Çektiğimiz araba tanımadığımız insanlara fayda verecek herhalde. Ve yeni sanata, geleceğin sanatçılarına inanıyorsak, önsezilerimize aldanmıyoruz demektir. sy. 72

Tarihsiz: Ressamlar -yalnız onlardan söz edecek olursak- ölüp gömüldükten sonra kendilerinden sonra gelen bir ya da birkaç kuşağa seslenirler eserleriyle. sy. 84

Arles, Ağustos 1888: Ben gözlerimin önünde olanı olduğu gibi vermekten çok, boyayı kendime göre bir amaçla, dile getirmek istediğimi daha kuvvetle dile getirmek için kullanıyorum. sy. 90

  Tarihsiz: “Brezilya’da bulunan ateş böceklerini bilirsiniz, bunlar o kadar parlarmış ki kadınlar geceleri iğnelerle saç tuvaletlerine takarlarmış onları. Ün de güzel bir şey ama iğne ateş böceklerine ne ise ün de sanatçıya odur.” sy. 94

Tarihsiz: İnsan ressam oldu mu, adı ya deliye ya da zengine çıkar; bir bardak süte bir frank, bir dilim yağlı ekmeğe iki frank ödetirler size, tablolarsa hiç satılmaz. sy. 96

Tarihsiz: Tolstoy ne bedenin ne de ruhun bile ölümden sonra dirileceğine inanmıyormuş meğer ve nihilistler gibi o da ölümden sonra bir şey yok diyormuş ama öldükten sonra insan ölü de olsa, insanlık canlı kalır. sy. 104

Tarihsiz: Ah keşke bütün sanatçılar yaşamak ve çalışmak olanağını bulsalar! sy. 105

Tarihsiz: Japonların elinden çıkan her parçadaki sonsuz keskinliği kıskanıyorum. Yaptıkları hiçbir zaman can sıkıcı değil ve hiçbir şeyi de aceleyle yapmışa benzemiyorlar. Çalışmaları nefes alır gibi sade; bir figürü birkaç çizgiyle öyle rahatça çiziyorlar ki, bu iş yeleğinin düğmelerini kapamak kadar basitmiş gibi. sy. 108

Tarihsiz: Böylece senin için yük, umarım, biraz daha az ağır, evet umarım ki çok daha az ağır olacak. sy. 114

19 Mart: Ne yaparsın, bu hayatta alınacak tek ders, yakınmadan çile çekmesini öğrenmektir. sy. 125

2 Mayıs 1889: Hayatta bir baltaya sap olmadım ve kafam da hem şimdi hem daha önceden de soyut işliyor, yani başkaları benim için ne yapsa, ben düşünüp de dengeye sokamıyorum hayatımı. sy. 128

Eylül 1889: Aslanım, unutmayalım ki küçük heyecanlar hayatlarımızın büyük kaptanlarıdır ve hiç farkına varmadan dinleriz onları. sy. 129

Tarihsiz: Kırk yılda bir umut girdi içime, biliyor musun ne diliyorum: tabiat benim için ne ise aile de senin için o olsun, yani ben toprağı çimeni, sarı buğdayı, köylüyü nasıl seviyorsam, sen de insanlara olan sevginde hem çalışma, hem de avunma ve gerektiği zaman kendi kendini yeni baştan yaratma gücünü bulasın istiyorum. sy. 132

Mektuplardan alıntılar bu kadardı. Şimdi ise kitaptaki resimleri aşağıya ekliyorum;

1)

(Kömür Madeninde) Sy. 12

 2)

(Miners) Sy. 18

3)

(Patates Yiyenler) Sy. 49

4)

(Natürmort) Sy. 72

5)

(Postes) Sy. 89

6)

(Ayçiçekleri) Sy. 96

7)

(Gece Kahvesi) Sy. 101

8)

(Rhone üzerinde Yıldızlı Gece) Sy. 109

9)

(Orakçı) Sy. 131

Exit mobile version