Bir Devrin Şairi Dilaver Cebeci


Tüm Türkiye’nin eserlerini ezbere bildiği ama birçoğunun tanımadığı, eserleri kıtalar ötesine aşmış ve  Türk Edebiyatında ölümsüzleşmiş yazarlar arasında adını tarihe kazımış bir şairdir.
Yalnızca Sitare şiirinden esinlenerek Erzurum’dan İstanbul’a 1200 km öteye yalnızca bu röportaj için gittim. Konuşmamı daha fazla uzatmadan sözü direkt Sitare şiirinin yazıldığı Ayla hanıma bırakmak istiyorum…

İşte özetle bütün hikaye…

‘’İlahiyat fakültesi 3’den 4’e geçmişti bir ortak arkadaşımız vardı beni ve onu tanıyan, onlar vasıtası ile tanıştık, bizi birbirimize yakıştırmışlar… Daha sonra bize geldiklerinde istediler, o daha okuyordu, fikren anlaşacağımıza inandığımız için ailece kabul ettik. O sanatçı, ben sanatçı. Böylelikle bir evliliğe ilk adımı atmış olduk. 17 yaşından beri de şiir yazıyordu kendisi. İlk defa da Türkiyem’i o yaşta yazmış. Ondan sonra hep şiirlerin içinde beraber olduk çünkü ben de sanatçı bir aileden geliyorum, benim babam da iyi bir şairdi. Ben de  şiiri çok seviyorum, şiirler yazdım ama Dilaver Bey’in şiirlerini gördükten sonra maalesef şiir yazmayı bıraktım. Dilaver’in şiirlerini okumak benim için büyük bir zevkti…

 (Dilaver Cebeci kimdir? nasıl bir eş, nasıl bir babaydı? kısa bir öz geçmişinden bahseder misiniz?) 

Dilaver Cebeci Gümüşhaneli ama ailece Kırıkkale’ye taşınmışlar. Biz o zaman Ankara’daydık nişanlanıp evlendikten sonra Aydın’a taşındık. Şöyle ki üniversite son sınıfta yani üniversiteyi bitirmek üzereyken Dilaver Bey’in 6 senelik bir mecburi hizmeti vardı, bu mecburi hizmetinde herhangi bir şehri seçmesi gerekiyordu. Bana karşı son derece müşfik bir eşti. Çok iyi bir insandı. Çok alıngan bir insanım, en ufacık bir şeyde gözyaşım hazırdır. Dilaver de çok munis bir insan, son derece kibar, beni asla üzmedi. Tabii ki ben de onu hiç üzmedim. Baba olarak söylersek çok iyi bir babaydı, çocuklarına ailesine ve evine çok düşkün bir babaydı. Hiçbir zaman dışarıda yemek yemeyi düşünmez, evde hazırlanan yemeği ailesi ile birlikte yemek isterdi ve biz soframızı hazırlardık, onu beklerdik.  Çocuklarıyla da çok ilgilenirdi, oğluna çok düşkündü. Oğluyla güreş yapmayı çok severdi çünkü kendisi zamanında güreşle uğraşmış, sportmen bir vücudu da vardı zaten. Sporla da ilgisi çoktu. Ayrıca çok dürüst bir insan olduğunu söylemek isterim. Şiire düşkün, son derece güzel yazıları da vardır. İlk defa ” Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi” adı altında Osmanlıca mizah yapandır, Türkiye’de de bu yolu açmıştır ama şuanda onun kadar bu işi güzel yapabilen ve yazabilen bir kişi pek  görülmüyor ama isterdik ki  bu konuda da bu yolda da gidilsin çünkü sözleri ağır olmasına rağmen çok okuyanı vardı. Sözlerinin anlaşılmayan yerlerini, sayfanın sonunda açıklardı.

 (Ölürüm Türkiyem eseri üstadın Türkiye’ye bıraktığı büyük bir destandır, bu eser hakkında da biraz bilgi verir misiniz ? Nerede yazdı, ilk kime okudu ve kaç yaşındaydı?)

Kırıkkale’de oturuyorlardı, askeri okulda 2 sene okumuş daha sonra orayı bırakıp liseye geçmişti. 17 yaşında Türkiyem şiirini yazmış tabii bu arada 10 15 şiiri de vardı. Hatta son kitabında o şiirleri de koyduk biz. Kendi el yazısıyla koyduk. Türkiyem şiiri, biliyorsunuz ki Dilaver Bey; vatan, millet, bayrak aşkı ile yetişmiş, bu konuda çok şeye göğüs germiş bir insan. Türkiyem şiiri de içinde birçok şey barındırıyor. Ninesinden, heybesinden, dağından, atından her türlü sevgiyi orada vermiş, daha sonra Mustafa Yıldızdoğan da lisedeyken, saz çalıyorken, bunu bestelemek istemiş.  Demiş ki: “Ben bu şiiri besteleyeceğim, Dilaver hocamın bu şiirini besteleyeceğim ve inşallah da bununla belirli bir yere gelmek istiyorum.” Yani bununla meşhur olmak istiyorum demiş.  Ve bunu bestelemiş, o zamanlardan bugüne kadar gerçekten çok sevildi hatta son zamanlarda her gün söylenen bir şarkı oldu, ayrıca dünyanın birçok yerindeki Türklerimiz bunlarla düğünlerini bile yapıp oyunlarını oynamışlar, bize haberler geliyordu ve hatta dinletiyorlardı. Şimdi bizim İstiklal Marşımızdan sonra en çok çalınan ve söylenen ve sevilen Türkiye şarkısıdır.

(En önemli ve en merak ettiğim soruyu sormak için sabırsızlanıyorum 🙂 Sitare şiiri, muhteşem bir duygu ve muazzam bir gizem barındıran, bu aşkın efsaneleşmiş şiirini bize biraz anlatır mısınız ? )

Sitare şuanda en sevilen şiirlerden bir tanesidir. Çocukluğumdan beri yani ilkokul 3 den beri okumayı çok seviyorum. Ben ortaokul 1. sınıftayken elime bir küçük kitap geçti, okullarda yardımcı kitap diye yayınlanmış.  Orada bir hikaye okudum, hikayenin ismi Sitare’ydi. Bakın ortaokuldayken okuduğum kitaptaki hikayenin ismi Sitare. O hikayede bir öğretmen, bir yaz günü öğrencileri pikniğe götürüyor fakat orada aniden yağmur bastırıyor. Çocukları teker teker küçük bir mağaraya götürüyor; ıslanmasınlar, hastalanmasınlar diye. Daha sonra, yağmur dindikten sonra, eve gitmişler fakat Sitare isimli öğretmen hastalanıyor ve sonunda vefat ediyor. Bu kısaca okuduğum hikaye, bana çok dokunmuştu ama Sitare ismi hafızamda kalmıştı. Nedense o ismi de çok beğeniyordum, çok da seviyordum. . Farsça olduğunu da öğrendim. Çünkü çok araştırıyordum. Ne, niçin yazılmış, neden yazılmış, bu isim neyi ifade ediyor diye. Seneler sonra Dilaver Bey, bir gece beni saat 2’de yataktan kaldırdı. Ayla’cım kalk elini yüzünü yıka, sana bir şiir okuyacağım dedi. Ben böyle şeylere alışığım çünkü her zaman, her dakika, her yerde hazırız; Dilaver Bey’le konuşmaya, şiirlerin dinlemeye. Bu arada şunu da söyleyeyim her şair, şiir yazıyor ama her şair, şiirini güzel okuyamıyor.  Dilaver Cebeci hem yazıyordu hem de çok güzel şiirini seslendiriyordu. Ben kalktım şuraya oturdum (salonun köşe kısmında duran koltuğu işaret ediyor)  bana, Ayla’cım bak bir şiir yazdım, ismi Sitare dedi. Ben şok oldum. Orta 1’de sevdiğim isimdeki bir hikayeyi, Dilaver şiire isim olarak vermiş, bu kadar tesadüfi bir şeyi aklıma hiç getiremezdim. Demek ki diyorum, kader, bir ismi seven iki kişi de olsa birleştirmiş ve bana Dilaver’i yazmış, o da Sitare diye bir şiir yazmış. Ben bunu dinlediğim zaman bütün tüylerim diken diken oldu. Ben güldüm. Dedi ki, niye gülüyorsun. Sen şiirini oku, ben sonra anlatacağım dedim. Şiiri okudu. Dilaver Bey bütün yazdığı şiirleri önce bana okur. Benden olur alır ise memnuniyetini ifade ederek teşekkür ederek yayınlar veya herhangi istenilen bir yere gönderirdi ve onu gönül içtenliği ve rahatlığıyla o şiirin tam olduğuna inanırdı. En büyük eleştirmen Ayla Cebeci… Ama şunu da söyleyeyim ki gerçekten Dilaver şiirlerinde her şeyi içine almış, yoğurarak yazmış ve bütün kelimeleri çok güzel kullanmıştır. Bunu ifade edeyim. Dilaver o şiiri okuduktan sonra dedi ki, Ayla niye güldün? Ben de anlattım. Dedim ki, ben orta birdeyken bir kitapta, böyle böyle Sitare isminde bir hikaye okumuştum.  Şimdi sen, benim karşımda Sitare diye bir şiir okuyorsun. Ben bu kadar birbirine yakışan bir Sitare ismi ve bir gönül birliğini hiç tahmin edemezdim dedim, o kadar hoşuna gitti ki… Dedi ki Ayla biliyor musun, bunun içinde hep sen varsın. Bu şiiri yazdığı zaman ‘’nerden çıktın karşıma Sitare’’ dediği zaman oradaki Sitare ben, benim karşıma nereden çıktın diyor, daha sonraki yazılanlar ise bana şikâyetleridir. Şöyle ki, günümüzün kötülükleri, insanların kötü durumları, arkadaşlığın, kardeşliğin, her türlü kötülüğü bana bir nevi anlatması ve onlardan dert yanmasıdır ama bunun içinde ta peygamber efendimizden bugüne kadar gelen birçok şey yatmaktadır. Bu şiir birçok şeyi kapsamıştır ki en güzeli de budur. Sitare şiirini, ilk defa bir şiir şölenine çağrıldık, orada okudu. O zaman sanıyorum 20 tane şair arkadaşı da oradaydılar, herkes alkışlandı fakat Dilaver’in sırası geldiğinde dedi ki; Sitare isminde bir şiir yazdım ve ilk defa da burada okuyacağım dedi. Şiiri okuduktan sonra samimiyetle söylüyorum ki yarım saat alkış aldı. Herkes ayağa kalkarak onu alkışladılar. Böyle bir şiir nasıl olur dediler. İnanın orada gözümden yaşlar döküldü, bir eş olarak gözümden yaşlar döküldü. Ayağa kalktım ve eşimi ben de alkışladım… Ayla, Hatun, Sitare birçok ismim vardı. En çok bana Hatun derdi. Birbirimize isimlerimizi söylemekten ziyade dışarıda hatun derdi. Bana söylemeyi en sevdiği isim de evdeşimdir. Evdeşim derdi bana. Hatta onun için de bir şiir yazmıştır. Evdeşimi ben de çok seviyorum. Çok güzel bir isim…‘’


Ayla Cebeci

Ölürüm Türkiyem ve Sitare şiirinin yazarı Büyük Üstat Dilaver Cebeci’nin hanımı, Ayla Cebeci hanımefendiye sonsuz teşekkürlerimizi iletiyoruz. Kendilerini Facebook üzerinden Ayla Cebeci adıyla bulabilir, İstanbul’da oturanlar ziyaretine gidebilirler. Bu onu elbette fazlasıyla mutlu edecektir. Bu kadar destanlaşmış bir şiirin yazıldığı isim hayattayken ziyaret edip görmenizi ve o aurayı tatmanızı şiddetle öneririm.  (Mehmet Vural’dan selam götürmeyi de unutmayınız 🙂 )

Sitare

“Çeşmek Be-zen Sitare 
Ezmen Mekon Kanare” 

Nerden çıktın karşıma böyle Sitare 
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde 
Kirpiklerin yüreğime batıyor 
Telaşlı bir kalabalığın ortasında 
Ayaküstü konuşuyoruz 
Nedimin nigehban nergisleri gibi 
Üstümüzde bütün nazarlar 
Çok utanıyorum Sitare 
Dün oturup hesap ettim 
Sen doğduğun zaman 
Ben bir askeri mektepte talebeymişim 
Sen bilmezsin Sitare 
Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih 
Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu 
…….


ÖDÜLLERİ
1963’te Türk Ocağı Şiir Yarışmasında Birincilik Ödülü 
Milliyet 1988’ in en sevilen 10 şarkısı ödülü
1995’te Ömer Seyfettin Hikâye Yarışmasında Mansiyon Ödülü 
Yedi şiiri bestelenerek ünlü sanatçılar tarafından okundu.

ESERLERİ

Mizahî yazıları:
Devrannâme (Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi imzasıyla, 1984) 
Seyranname (1997) 
Oyunu: 
Büyü (1984).

Çocuk Kitabı: 
Azak’ın Denizaltıları, Bahadır Giray’ın Mektubu. (Evliya Çelebi Resimli Çocuk Hikâyeleri)
İnceleme – Araştırma: 
Tanzimat ve Türk Ailesi (1993)  

Gezi: 
Men Kazanga Baramen (2000)

Ders Kitabı:
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi

Şiirleri:
Hun Aşkı (1973) 
Mavi Türkü (mensur şiir 1983) 
Şafağa Çekilenler (1984) 
…Ve Sığınırım İçime (1992) 
Sitare (1997) 
Asra Yemin Olsun ki… (2000) 
Bütün Şiirleri (2003)   
Kandahar Dağlarında Sabah Namazı (Kendi sesinden kaset, 1992). 

Daha Fazla İçerik
Art Nouveau Akımının Dahi Mimarı: Antoni Gaudi