edebiyat

Angela’nın Külleri: Sağ ama sağlam değiller

 

Umuda giden yolun, gerçek hikâyesinin sadece yolculuk aşaması…

Frank, babasının, İrlanda’yı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı hikâyelerle, annesine bebekler getiren, Yedinci Basamaktaki Meleğin hikâyesiyle büyür. Bu hikâyeler Frank’i hayata bağlamıştır belki de. Zaten bir çocuğu hayata bağlayan, ona umut ve hayal gücü veren büyüklerinden duyduğu hikâyeler değil midir?

Paçavralar giyerek, Noel için domuz başı dilenerek, evde ısınabilmek için sokak kenarlarından kömür toplayarak, akrabalarının, çevresinin bütün zalimliklerine katlanmak zorunda kalarak büyümektedir Frank. Bütün bu zorlukları küçücük olmasına rağmen kaldırabilen Frank’in en büyük hayâli; annesini rahat ettirip, işe girip, kazandığı bütün parayı annesine verebilmek. Küçücük bir çocuğun hayâline bakar mısınız, içler acısı değil mi?

Küçücük çocuğun hem çevresinde olanları anlamaya çalışmasına hem de kendi durumunun farkına varmasına eşlik etmek çok farklı bir duygu. Size kitaptan bir sözle bunu aktarmak istiyorum. “Rahipler, rahibeler bize İsa’nın da fakir olduğunu ve bunda utanılacak bir şey olmadığını söylüyorlar. Ama kendi evlerinde viskiler, şaraplar, domuz etleri, yumurtalar gırla gidiyor.” Daha 8-9 yaşlarında bir çocuğun bunları sorgulaması ve farkında olması aslında ne kadar da acı bir durum.

Piyasada bu konuyu anlatan çok eser ver derseniz eğer; evet haklısınız, bu konuda yazılmış pek çok eser bulmak mümkün. Ancak McCourt gibi ajitasyona başvurmadan, her şeyi olduğu gibi ve en saf haliyle anlatan bir eser bulabileceğiniz konusunda şüphelerim var. McCourt kadar konuyu yer yer mizaha vurarak anlatan, süslü cümlelerden uzak yazanı bulamazsınız. Kendinizi adeta minik Frank’in günlüğünü okuyor gibi hissediyorsunuz.

Frank McCourt bizlere sefaleti öyle anlatıyor ki, gözleriniz dolmadan, günlük hayatınızı sorgulamadan kitabı okumaya devam edemiyorsunuz. Frank McCourt’ un bu otobiyografik eserini okurken “Nasıl böyle bir şey yapabilir? babasın sen, bu nasıl hayat? bunlar nasıl olaylar?” demeden tek bir sayfa geçemeyeceğiniz konusunda eminim.

Pulitzer Ödülü

     Benim gibi bu eserin etkisinde kalan insanlar olmuş ki, Frank McCourt, “Angela’nın Külleri” adlı eseriyle; 1997 yılında Pulitzer ödülünün Biyografi veya Otobiyografi dalındaki ödüle lâyık görülmüştür. Aynı şekilde eser, Ulusal Kitap Kritikleri Çevresi Ödülü (National Book Critics Circle) (1966), Özel Kitaplar Booke Ödülü (1997) ve Los Angeles Times Kitap Ödülü’ne de lâyık görülmüştür.

” Kaç yaşındasın, oğlum? “

” On beş buçuk, Mrs. Finucane. “

“Her türlü aptallığı yapacak kadar genç, ama doğruyu bilecek kadar yaşlı sayılırsın. “

“Boş bir kafayla nasıl bir bakış açınız olabilir ki? Kafalarınızı doldurun. Tıka basa doldurun. Sizin en büyük hazineniz kafanızdır.”