Bozkırda Bir Sinema Aşığı: Ahmet Uluçay

‘’Sinemasız yaşayamam. Bu anlamda iyi sinema yapmaya çalışıyorum.’’

Ahmet Uluçay, Kütahya’nın Tavşanlı ilçesine bağlı ve kendisinin ‘’Lumiere kardeşler biraz daha geç kalsaydı sinema burada, bu köyde icat olunurdu’’ dediği Tepecik köyünde 2 Aralık 1954 yılında dünyaya geldi. Sakat oluşundan dolayı babasının sevgisinden yoksun bir çocukluk geçirdi, Ahmet ilkokulu ancak okuyabildi. Sinemayla tanışması da okuduğu ilkokul sayesinde oldu. Ahmet çocukken fotoğraflara ve resme meraklıydı. Bu fotoğraflara bakıp ‘’Bir de kımıldanıverse…’’ diye düşler kurardı hep. İlkokuldayken bir gün okula seyyar sinema geldi ve hayatının geri kalanını adayacağı sinema ile tanışması bu vesileyle gerçekleşti.  Henüz 12 yaşındayken yakın arkadaşı İsmail Mutlu ile bir sinema makinesi yapıp topladıkları film parçalarıyla köylülere gösterimler düzenledi. Daha sonra İsmail ve Şerif Akarsu ile birlikte Tepecik köyü Arkadaş Sinema Grubunu kurdu. 1993 senesinde Ahmet Uluçay ilk filmi olan Optik Düşler’i köyden biri tarafından kendilerine verilen bir Betamax video oynatıcısıyla çekti. Optik Düşler ile başlayıp on kısa film daha çekti: Koltuk Değneklerinden Kanat Yaptım, Bizim Köyün Orta Yerinde, Minyatür Kosmos’da Rüya, İnci Deniz Dibinde, Epileptik, Bizim Köyde Bayram Sabahı, Uzun Metrajın Sabahı, Exorcise ve Kaza.

 

Ahmet Uluçay’ın sinemasında çocukluğunun çok önemli bir yeri vardır. Öyle ki Uluçay verdiği röportajlarda sinemaya bakışının tıpkı bir çocuk gibi olduğunu, hareket eden resimlere hala daha şaşırdığını her fırsatta dile getiriyor. Ayrıca çektiği filmlerde çocukluğundan kesitler de gösteriyor bizlere. Mesela Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminde iki arkadaşını (İsmail ve Şerif) birleştirip Mehmet karakterini yazdığını ve Recep karakterinin de kendisi olduğunu söylüyor bir röportajda. Ayrıca çocukken tek oyuncağı olduğunu söylediği gölgelere sinemasında bolca yer veriyor Ahmet Uluçay.

 

‘’Bütün sanatçılar çocuktur. Çocuk kalmalıdır.’’

 

Bozkırda bir sinema aşığıydı kendisi. Başlarda onunla deli diye dalga geçildi. ‘’Sinemayı sen mi buldun, sana mı kalmış sinema yapmak! ’’ diyen de oldu. Bu yüzden film çekmek için müstehzi bakışlardan uzak olan bir tavuk kümesinde toplanıyorlardı.  Köylüler dışında babası da ona karşı tavır koydu ve oğluna dargın bir şekilde dünyadan göçüp gitti. Acılarla dolu bir hayat yaşadı Ahmet Uluçay. Kamyon şoförlüğü, tavukçuluk gibi mesleklere girişti. Fakat neye giriştiyse iflas etti. Buna rağmen Allah’a şükretti çünkü iflas etmeseydim sinemacı olamazdım dedi. Sürekli bir derdi vardı Uluçay’ın. Zaten derdi olmayanın da sinema yapamayacağını söylüyordu. Karısını ve çocuklarını çok seviyordu fakat onlara bir yandan da oldukça mahcuptu.  Bu durumdan güncesinde şöyle bahsediyor Uluçay:

‘’İçinde bulunduğum yoksulluğun derecesi beni utandırıyor. En çok Ayşe’den ve çocuklardan utanıyorum. Utanç…’’

Ve ilk uzun metraj filmi olan Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ‘la ödül aldığı İstanbul film festivalinde eşine böyle teşekkür ediyor:

‘’Bu ödülü karıma armağan ediyorum, çünkü gerçek yönetmen o, ben sadece sinema yapmak için onu buradaki insanların asla bilemeyeceği yoksulluklara ittim ama o hep benimle oldu…’’

Her şeye rağmen sinema yapmaya kararlıydı Ahmet Uluçay. Yaşadığı onca dert ve hastalıklara rağmen on bir kısa film ve bir uzun metraj film çekti. Ayrıca  sinema dışında şiir ve hikayeler de yazan Uluçay, Radikal gazetesi ile Antract dergisinde sinema yazıları da kaleme aldı ve tuttuğu güncesi sonradan ‘’Sinema için Bunca Acıya Değer mi?’’ adıyla kitap olarak basıldı. İkinci uzun metraj olan filmi Bozkırda Deniz Kabuğu’nu çekerken 30 Kasım 2009 ‘da hayata gözlerini yumdu. Güncesinde  üretmeyen, üretemeyen, yalnızca üten, tek yeteneği bu olan diye eleştirdiği sinemacıların ve bunun dışında sinema öğrencilerinin de örnek alması gereken bir kişiydi. Hele ki benim gibi şehre sinema okumak ve öğrenmek amacıyla taşradan gelen bir sinema öğrencisi için bir umut ışığıdır Ahmet Uluçay. Umarım düşlerinde yaşıyordur…

‘’Bir söz vardır. ‘İnsan yedi yaşına kadar ne biriktirdiyse onu yaşarmış’ diye ben de yedi yaşıma kadar ne biriktirdimse onları yaşıyorum.’’

Kaynakça:

İntihar Ederdim/ Belgesel- Dilek Taşdemir

Ahmet Uluçay (2018) ”Sinema İçin Bunca Acıya Değer mi? ” , İstanbul, Küre Yayınları

https://www.wannart.com/sinemamizin-koyde-yasayan-yonetmeni-ahmet-ulucay/

Daha Fazla İçerik
“AY” Olmasaydı Neler Olurdu?