Çanlar kimin için çalıyor?

1937 Yılının İspanya’sında yaşanan iç savaşını konu edinen roman, faşist ve cumhuriyetçilerin mücadelesini okurla buluşturuyor. Bir savaş romanı düşünün ki -tam anlamıyla- savaşı değil, savaştaki insanların ruhsal anlamda yaşadığı buhranı, amaçlılık içerisindeki amaçsızlığını size aktarsın; Savaşın aslında yıkım, kötülük ve ölümden başka bir şey getirmediğini üzerine basa basa gözler önüne sersin.

” Savaşın ağız kurutan, korkuyu silip atan, insanı arındıran esrikliğini öğrenmişsinizdir, dünyadaki tüm yoksullar için
 tüm zorbalığa karşı, inandığınız her şey için, içinde yaşamak için eğitildiğiniz yeni dünya için savaşmışsınızdır. “

Romanın hareket noktası: İspanya iç savaşının ortasında cumhuriyetçiler tarafında yer alan Amerikalı asker Robert Jordan’a komutanı bir köprüyü patlatması görevini vermesidir. Cumhuriyetçi bir grupla işbirliği yaparak bu eyleme hazırlanmakta olan Jordan, sığındıkları mağarada her türlü zorluğa, korkuya ve endişeye göğüs germeye çalışıyor. Kimsenin kimseye tam olarak güvenemediği bu ortamda, ölümden, elinin kana bulaşmasından korkan ama yine de hedefleri uğruna hiçbir şeyden vazgeçmeyen insanların portresini çiziyor aslında Hemingway. Çaresizliğin resmi belki de bu!

“Bilinecek şeylerden ne denli azını biliyoruz. Keşke bugün öleceğime uzun bir süre yaşayacak olsam, çünkü bu dört günde yaşamla ilgili o denli çok şey öğrendim ki: ömrüm boyunca öğrendiklerimden çok daha fazlasını öğrendim sanırım. Yaşlanıp gerçekten bilgi sahibi olmak isterdim. Acaba insan öğrenmeyi sürdürebilir mi, yoksa insanın anlayabileceği belli sayıda şeyler mi var? Sanırım hiç bilmediğim bir sürü şey öğrendim. Keşke biraz daha zamanım olsaydı…”

Ayrıntılı tasvirlerle olay içinde yaşatan yazar, okurun merakını her satırda diri tutmayı başarıyor. Diline gelince, kendi dilinde okunursa daha çok keyif verecek bir roman olacağı kanısındayım. Çeviriler maalesef edebi dilde büyük hasarlara yol açıyor… Yine de bu kült bir eser olmasının önüne geçemez, geçmemeli diye düşünenlerdenim. Ayrıca romanın herkesçe kolay kolay okunamayacağını düşünüyorum. Dili her ne kadar okuru zorlamasa da iyi okur olmayanların ayrıntılı tasvirler açısından devam sağlayamayacağı da bir gerçek.

“Robert Jordan kendi kendine: “O da atlı karıncaya bir daha binmek istemiyor”
dedi. “Zaten sürekli binilmez ki. Ölüm çemberi gibi bir şey bu. Kurtulduğuma
çok seviniyorum. İki kereciği bile başımı döndürdü. Ama sarhoşlar ve zalim
insanlar ölünceye kadar binebilirler. Dönerler, dönerler, dönerler… İstedikleri
kadar dönsünler. Beni bindiremezler. Hayır, General Grant hazretleri, ben
binmem.”

Yaklaşık 750.000 kişinin hayatını kaybettiği İspanya İç Savaşı’ı sırasında aşkla harmanlanmış, her kurşunda insanın değil, “insanlığın” öldüğü bu romanı kitaplığınızın bir köşesine koymalısınız, Hemingway ve “insanlık” anısına.

“Tehlikenin içinde bile hangi riskleri alıp almamamız gerektiğini bilmek güvenlidir. Tıpkı ne yaptığını bilen boğa güreşçisi gibi, o risk almaz ve güvendedir.”

Daha Fazla İçerik
“Kelebeğin Rüyası”ndan İnsanın Gerçekliğine