Cinayet Süsü: Bir Cinayet Büro Komedisi!

Bu hafta Cinayet Süsü filmine ikinci kez gittim. İlk seferde kendimi filmin akışına bıraktım ve normal bir seyirci gözüyle izleyip baya güldüm. İkinci kez gittiğimde ise ilk seferde olduğu gibi birçok espriyi es geçmeden güldüm hatta kahkaha bile attım diyebilirim. Ancak ikinci sefer izlediğimde biraz da eleştirel bir gözle seyretmeye çalıştım filmi. İşte bu sebeptendir ki film hakkındaki kişisel görüşlerimi içeren bu yazıyı kaleme alıyorum.

Yönetmen: Ali ATAY

Ali Atay’ın yönetmenliğini yaptığı Cinayet Süsü filmi vizyona girdiği ilk haftasını beklediğimden daha az bir seyirci(313.138) sayısıyla noktaladı. Atay’ın yönetmenliğini yaptığı önceki iki filmi de hak ettiği seyirci sayısına ne yazık ki ulaşamamıştı. Oysaki iki film de vizyondan kalktıktan sonra çok konuşulmuş ve beğenilmişti. Özellikle Ölümlü Dünya filmi seyirciden tam not almış ve aynı ekipten yeni bir proje gelir mi sorusu dillendirilmişti. İşte o projelerden en yenisi Cinayet Süsü vizyonda ve seyirci sayısına bakıldığında akıllara Ölümlü Dünya’daki şu replik geliyor: ‘’Cebimde 26 TL var!’’.

Cinayet Süsü, İstanbul’da işlenen ‘’süslü’’ cinayetlerin müsebbibi olan kişinin peşine takılan bir cinayet büro ekibini odağına alıyor. Ekibin başında Başkomiser Emin(Uğur Yücel) ve emrinde Komiser Salih(Cengiz Bozkurt), Komiser Asuman(Binnur Kaya), Komiser Alaattin(Mert Denizmen) ile ekibe sonradan Amerika’dan gelerek dahil olan Suç Uzmanı Dizdar Koşu(Feyyaz Yiğit Çakmak) var.

Karakterler yer yer gerçeğe yaklaşırken yer yer de uzaklaşabiliyor. Yani bu kadarı da olmaz dedikten birkaç dakika sonra ‘’ulan bu bizim emekli Komiser Mehmet Amca değil mi?’’ diyebiliyorsunuz. Ancak karakterler yazılırken derinleştirilmemiş, derinleştirilmişse de seyirciye çok azı gösterilmiş. Yani Mehmet Amca meselesinden sonra karakterler hakkında daha fazla şey öğrenmek istediğinizde ise bu noktada karakterlerin eksik kaldığını görebiliyorsunuz.

Komiser Salih
Suç Uzmanı Dizdar Koşu ve Komiser Asuman

Filme genel bir açıdan baktığımda ise karakterlerin kendilerini düşürdükleri yahut düşürüldükleri durumların filmdeki gerçeğe en yakın nokta olduğunu düşünüyorum. Bu da filmi inandırıcı hale getiriyor yani yazılan karakterler ne kadar absürt olsa da düştükleri durum onları gerçeğe yaklaştırıyor ve bu durum seyircinin şahit olduğu şeye tepki(gülme) vermesini sağlıyor. (Şahsi fikrime göre sinema, inanma inandırma meselesidir.)

Bir sonuca bağlamak gerekirse, birtakım eksiklerin aşikar olduğu Cinayet Süsü filminde iyi oyunculuklar, farklı karakterler, başarılı müzik tercihi ve müzik, kaliteli mizah ve en önemlisi hakiki söyleyecek bir şeyi olan bir hikaye bulacaksınız. Kısacası hala gitmediyseniz gitmenizi tavsiye ediyorum.Gittiyseniz de gönül rahatlığıyla bir kez daha gidebilirsiniz. Çünkü birbirine benzer filmlerin olduğu son dönemlerde Cinayet Süsü filmi eksik yanları olsa da izledikten sonra seyirciye farklı bir tat ve farklı bir hissiyat vaat ediyor. Yolu açık olsun.

Komiser Alaattin ve Başkomiser Emin
Daha Fazla İçerik
Sezai Karakoç’un Mona’sı