Kitap İncelemesi: Gökhan Yılmaz – Boşlukdikeni (Öykü)

Gökhan Yılmaz ilk öykü kitabı “Biraz Kuşlar Azıcık Allah”ı okuyucularla buluşturalı 11 yıl oldu. Zaman içinde bu kitabı iki öykü kitabı daha takip etti “İkiye Kadar Sayamamak” ve “Hevesin Kaçış Yönü” Ben Gökhan Yılmaz’ı ilk olarak “Hevesin Kaçış Yönü” ile tanımıştım. Önceki iki öykü kitabına da baktığım zaman Gökhan Yılmaz’ın edebi üslubunda yer yer şiirsel ve farklı nesnelere atfedilen imgeler ön plana çıkıyordu. Yılmaz, Hevesin Kaçış Yönü’nden 1.5 yıl sonra dördüncü öykü kitabı “Boşlukdikeni”ni Yapı Kredi Yayınları ve Murat Yalçın editörlüğünde okuyucularla buluşturdu.

İlk öykü “Çıkrığı Yok Bir Kuyu” baş harfleriyle anılan 7 kişinin -birleştiğinde Mehlika oluyor- Zaman kavramına atfedilmiş cümlelerle biten bakışlarının üzerinde duran bir öykü olurken ikinci
öykü “Keşke Son Olsaydın”da bir film ekseninde bir filmi dolduracak kadar yaşantıyı monolog ve sert bir metin ile veriyor. Üçüncü öykü “Renk Ayarı”nda amcanın ölümü, ayrıntılar ve kısa ancak çarpıcı bir anlatımla işlenirken art arda iç bunalımlarıyla savaşan iki adam portresi “Kinli Ayna” yalnız bir adamın iç bunalımları ve “Mor Bir” yalnız olmasa bile eşinin sorunları nedeniyle kendini yalnız hisseden bir adamın iç bunalımlarını anlatıyor. Kitabın dikkat çeken bir öyküsü de “Can Havli” oluyor. Bir mola yerinde geçenlerin iyi gözlemlendiği ve ana karakterin isminin Can- cinastaki başarılı kullanımıyla da dikkat çekerken olayların alınış şekli ile yine çarpıcı bir metin haline geliyor.

Sırada iki farklı imgenin üzerinde duran iki öykü var; ilk önce “Kesik Beyaz” bir öğretmenin eski bir arkadaş olan bir yazarı çağırmasıyla başlayıp sonrasında özellikle “gömlek” imgesi üzerinde durulmaktayken “Oyuk”ta da ismindeki gibi zihninde çeşitli imgeler bir “oyuk” gibi kalan bir yaşlı adamın genç adam ile olan kısa ancak akılda kalıcı konuşması işleniyor.

Kitabın dikkat çeken bir öyküsü de “İzansız Hava Aracı” hayatın içinden çeşitli durumların ürküttüğü bir drone’un gözünden güçlü bir anlatıma sahip olan öyküyü “Et Ekmek Alev” takip ediyor ve bu üç imge Hepimizin denk gelebildiği türden rutinleri olan bir yaşlı adamın rutinleri üzerinden çeşitli yorumlarla irdeleniyor.

Sıradaki iki öyküde de kitabın adına vurgu yaparcasına “boşluk” imgesini görüyoruz. “Sızı”da evli bir çiftten kadın ailesine çok düşkün, adam ise babasına kırgın. Kaybettiği annesinin kalbinde gördüğü boşluk, öykünün dikkat çeken noktalarından biri oluyor:

“Rüyamda, ben çocukken ölen annemi gördüm. Kalbindeki kocaman boşluğu gösteriyordu bana. Üstünde bir örtü vardı boşluğun. Çek oğlum, diyordu eliyle örtüyü göstererek. Korkmamaya inandırdı beni gözleriyle. Çektim örtüyü. İçinden babam çıktı boşluğun.”
(s.66)

“Hediye Burun”da yine kalbinde bir boşluk olan; bu sefer burnunun eğriliğiyle harmanlanan ve çocukları sevindirmesine rağmen dinmeyen bir kadın anlatılıyor.

“Kalbinde böyle bir delik açılmıştı bir kere.” (s.70)

Son iki öyküden “Kulübe” bir sitenin güvenliği ile ilgilenen bir ailenin kısa ancak arka planı güçlü cümlelerle tasviriyken son öykü “Dönen c” kendi boşluğunun farkında olan bir karakterin kısa anlatımı oluyor.

Her karakterin bir tarafında ya da içinde bir boşluk var. Kimisi bunun farkında ama kimisi de farkında olmamayı seçiyor. Yılmaz, yine kendine özgü edebi üslubuna yeni öyküler katarak öykü yolculuğuna başarıyla devam ettiği bir dördüncü öykü kitabına imza atıyor.