Öğrenilmiş İyimserlik

Öğrenilmiş İyimserlik

Hepimiz hayat içerisinde inişli ve çıkışlı dönemler yaşamışızdır. Peki hayatlarımızı zor veya kolay kılan, hayatımızda mutlu veya mutsuz hissetmemizi sağlayan durum bizim kaderimiz midir ? Yoksa tüm bu olan bitenler bakış açımızın zamana göre farklı olmasına ve olaylara karşı kendimizi ne yönde manipüle ettiğimize mi bağlıdır?

”Öğrenilmiş çaresizlik” kavramını psikoloji konusuna birazcık ilgiliyseniz eminim ki bugüne kadar birkaç defa da olsa duymuşsunuzdur. Bu durum, belli durumlar veya isteklerin gerçekleşmesi için ortaya konulan çabanın çoğu zaman başarısızlıklarla sonuçlanması sonucunda kişinin kendisini bu konuda başarısız kabul etmesidir. İçinde bulunduğumuz durum veya başarısızlıklara neden olan tüm engeller kalksa bile, eğer başarısız olduğumuzu kabullenmişsek genellikle artık başarı için yeni girişimlerde bulunmayı bırakırız. İşte böyle yaparak öğrenilmiş çaresizlik kavramını kendi içimizde hayata geçirmiş oluruz.

Bu kavramı ortaya atan Amerikalı psikolog ve yazar Martin Seligman, öğrenilmiş çaresizlik ile ilgili yürüttüğü çalışmalarından sonra, çaresizlik öğreniliyorsa iyimserlik de öğrenilebilir mi sorusunun yanıtını merak etmiş ve olumsuz hissedilen durumlarda faydalanabileceğimiz ‘’Öğrenilmiş İyimserlik’’ kavramını ortaya koymuştur. Bu kavram, bir işi başarmanın uygun şartlar ve çaba olduğu sürece mutlaka bir yolunun olduğuna inanmak, yaşanan başarısızlığı geçici bir durum olarak görerek hedeflerimize dair inancımızı kaybetmememizi sağlamak ve sorunlara çözüm geliştirmek için hamle üzerine hamle yapmak üzerine kurulu bir zihin durumudur. Öğrenilmiş iyimserlik aslında bizlere hayatın zorluklarıyla nasıl baş ettiğimiz ve olayların sonuçlarını nasıl yorumladığımızla ilgili rehber niteliğinde bir değer taşıyor. Martin Seligman’a göre herkes yaklaşık olarak benzer hayatları yaşıyor ancak hayatımıza karşı düşüncelerimiz ve yorumlarımız bizim hayattan aldığımız lezzeti belirliyor.

Peki öğrenilmiş iyimserlik kavramını hayatımızda nasıl uygulayabiliriz? Biraz da bu konuyu düşünecek olursak öncelikli olarak az önce de bahsettiğim gibi, yaşadığımız olumsuzlukların kalıcı olmadığının farkına varabilmeli ve bu olguyu sürekli olarak kendimize telkin etmeliyiz. Yapımız itibarıyla bizler genel olarak başımıza gelen olumsuz olaylara karşı bu olayın yarattığı sıkıntıyı, hayatımızın her anında yaşayacakmış gibi düşünmeye bundan dolayı hislerimizi de bu yönde şekillendirmeye meyilliyiz. Ancak hayatımızın bir bölümünde karşımıza çıkan olumsuzluğu hayatımızın her alanına genellememeli ve bu durumun gitgide önemsizleşeceğini düşünmeliyiz. Bir sonraki adım olarak da yaşanılan olumsuz bir durumun suçlusu olarak kendimizi, olumlu şeylerin kaynağı olarak da çevresel faktörleri görmek yerine bunun tam tersi olabileceğinin farkında olmalı ve olaylara objektif bir şekilde bakmalıyız. Yani yeri geldiğinde olumsuz olayların oluş sebebinin dış faktörler olabileceği gibi, olumlu olaylarda da baş aktörün kendimiz ve çabalarımız olabileceğinin farkına varmalı ve bu farkındalığı yaşantımızda uygulamalıyız. Son olarak Friedrich Nietzche’nin dediği gibi belki de gerçekten ‘’bizleri öldürmeyen şey, bizleri güçlendiriyordur’’ ve bu güçlenme evresine geçmenin en hızlı yöntemi, öğrenilmiş iyimserliği hayatımızda ne kadar uygulayabildiğimize bağlıdır.

Öğrenilmiş iyimserlik kavramını yaşamınızla içselleştirebilmeniz, yarınlar için daha güçlü ve mutlu olabilmeniz dileğiyle!

Daha Fazla İçerik
Nolan’dan Sevgilerle ‘Dunkirk’