Renkler ile Dans

Renkler, sadece hayatın değil kişiliğimizin de bir parçasıdır. Herkes içindeki bütün renkleri bir şekilde açığa çıkarır. Denizin ve göğün mavisi insana ümit vadederken siyahın karamsarlığında boğuluruz. Kimilerimiz de siyahın asilliğine tutulmuştur aynı sırada. Aşkın kırmızısında yanmayı göze almışız, grinin boşluğunda donup kalmışızdır. Beyazın sonsuz masumluğu ve ölümü bizi hep ürkütmüştür. Her rengin bir anlamı hatta bin anlamı kalmıştır elimizde. Eski zamanlardaki siyah-beyaz aşk filmlerinin (renksiz diye adlandırdığımız) her rengini canlı tutup ağlamışızdır aslında. Şimdi neden bu kadar çok renklerden konuştuk? Hayat, boş bir tuvalse ve biz onu her gün istediğimiz gibi boyayıp duruyorsak.. Birlikte bunu zihnimizde yapalım istedim. Herkesin hayali aynı olamayacağı gibi farklı karakterlerin ve bilinçaltının derinliklerini görmek bize farklı bakış açıları kazandırıp eğlenceli de olabilir. Şimdi her renkten bir eser alıp (Genel renk ağırlığını baz alarak) kendi boş tuvalimizi hayalimizde canlandıralım.

1- SİYAH (Joan Miro: The Beautiful Bird Revealing The Unknown To A Pair Of Lovers)

Çoğunlukla siyah renk ağırlıklı olan bu eserin türkçe karşılığı: “Bir çift aşığa bilinmeyeni açıklayan güzel kuş” dur. Eser, gerçeküstücülük dönemine ait olup soyut sanat örneğidir.

2- KAHVERENGİ (Johannes Vermeer: A Maid Asleep)

Eser, kahverenginin sıcak bütünlüğünü oluşturmaktadır. Uyuyan Kadın, Masada Uyuyan Kadın, Uyuyan Hizmetçi ve Uyuyan Kız olarak da bilinir. New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’ndedir.

3- MAVİ (Vincent van Gogh: Starry Night)

Gogh’un en popüler eserlerinden bir tanesidir. Mavi tonlarının hakim olduğu Yıldızlı Gece, akıl hastanesinde kaldığı dönemde pencereden hayalini resmettiği çalışmadır.

4- MOR (İhsan Cemal Karaburçak)

Karaburçak, koyu renk çalışmalarının çok güzel örneklerini bize sunmuştur. Çalışmaları için şöyle söylemiştir: “Ben bir renk ressamıyım. Güneş de renkleri öldürdüğü için tabiatı havanın karardığı, bulutların biriktiği veya yağmurdan sonra toprağın, ağaçların ve binaların yıkandığı, renklerin meydana çıktığı saatlerde sevmekliğim bu yüzden olabilir. Koyu tonları da daha çok bu tonlar arasında uygun yerlere konulan ışıkların veya alttan gelen aydınlanmanın olgun cazibesi altında kaldığım için seçiyor olmalıyım.”

5- KIRMIZI (Michelangelo Merisi Da Caravaggio: The Death Of Virgin)

Caravaggio, bu eserinde ışık-gölge oyununda çok iyi olduğunu göstermiştir. Dramatik anı teatral sahne gibi algılaması tabloyu önemli kılar. Eserin Türkçesi “Meryem’in Ölümü” olup Paris Louvre Müzesindedir.

6- PEMBE (Fikret Mualla: Pembe Kahve, 1958)

Fikret Mualla’nın bu eseri yağlı boya-dışavurumculuk örneğidir. Mualla, renkleri kullanmayı çok iyi biliyordur. Bunu her resminde göstermiştir. Kafe, bar, çalgıcı, burjuva ve sokaklara çok fazla yer vermiştir.

7- TURUNCU (Aliye Berger: Güneşin Doğuşu)

Berger’in bu eserinde güneşin doğuşuna farklı bir açıyla bakıyoruz. Berger, ödüllü eseri hakkında ise şunları söylemiştir: “İstihsal sembolü diye büyük büyük koyunlar koyamazdım ya! Uzaktan bakılınca bir koyun sürüsü otlağın bir parçası gibi görünür, tabiatla birleşir. Ben de öyle yaptım.” şeklinde açıklama yapmıştır.

8- SARI (Gustav Klimt: The Kiss)

Sarı rengin ağırlıklı olduğu The Kiss, Klimt tarafından altın varak, gümüş ve platin içeren bir tuval üzerine yapılmış bir yağlı boya eseridir. 1907–1908 yılları arasında yapılmıştır. Österreichische Galerie Belvedere’de sergilenmektedir.

9- YEŞİL (John Constable: The White Horse)

İngiliz ressam John Constable tarafından yapılmış bir tuval manzara resmidir. Ressamın kariyeri için dönüm noktası olmuştur. Üslubunu tam olarak ortaya koymuştur. Renklerin sıcaklığıyla çok samimi ve doğal uyumu buluşturmuştur.

Renkleri sanatçıların eserleri üzerindeki ahenklerini tek tek örneklerle incelemiş olduk. Şimdi ise geriye kalan tek şey zihnimizdeki hayali beyaz sayfamıza resimlerdeki beğendiğimiz renkleri ve objeleri harmanlayıp tasvir etmek. Siz de isterseniz hayal gücü, yetenek ve de photoshop bilgisiyle yapıp bize ulaştırabilirsiniz. 🙂

5+


Daha Fazla İçerik
Çehov’un 6. Koğuşu’na Bir Bakış