Sanki Cem Aynı Ben

Cem Güventürk’ün eserlerini, sevdiğim bir şairin şiirleri gibi alıyorum elime. Şiir ve karikatür sanatçılarının sınır çizgisinde, semiolojik şiirde yürüyor cambazlığını. Denge çubuğunun bir ucu ironi, öbür ucu lirizm… Düşmüyor asla, her kitabında bir düşe düşürüyor.

Kendine özgü bir yol çizdi, üslubunu olgunlaştırmayı genç yaşında başardı. Cem Güventürk karikatürde dolaşan bir şiir ajanı!

Sunay Akın-“Sanki Sen Aynı Ben” kitabı arka kapağından

Sevgili Sunay Akın böyle tanımlıyor Cem Güventürk’ü. İsmi tanıdık gelmese de hemen mutlaka onun çizgileriyle hayatınız bir yerde kesişmiştir. Sosyal medyada gezinirken görmeme şansınız yok ya da bir arkadaşınız “bak aynı ben gibi” diye göndermiştir. Koca kulaklı bu şaşkın çizgi adam mutlaka çıkmıştır karşınıza. Belki gülüp geçtiniz, belki gönderiye bir kalp bırakıp parmağınızı kaydırmaya devam ettiniz. İşte o renkli çizgilerin, anlamlı sözlerin yaratıcısı Cem Güventürk. Hayallerinin peşinden koşmuş, farklıyı denemiş, kendi öyküsünü yazmak için çabalamış ve başarmış genç bir sanatçı.

1989 yılında İzmir’de başlıyor macerası. Her çocuk kadar çizgi filmlere meraklı fakat aklında cingöz bir soru: “Nasıl yapılıyor bu?” Bu merak onu bugüne taşıyacak serüvenin ilk adımı oluyor. Çizim dünyası ile tanışıyor. Boyalar, kağıtlar, kalemler. Liseden sonra ailesinin de desteğiyle bu işin eğitimini almak maksadıyla Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesine başlıyor. Çizgi Film Animasyon bölümü mezunu. Tabi okulu bitirip karikatürist olarak “Penguen” e ataması olmadığı için istediği şekilde sektöre girmek kolay olmuyor. Onun “Şaka mı bu?” dedirten kariyer basamaklarını kendi eğlenceli anlatımıyla dinleyebilirsiniz.

Gemisi gerçek hayat denizinde yürütmesi pek kolay olmamış elbette. Kendini kabul sektöre kendi olarak kabul ettirmesi zaman almış. 2014 yılında en çok satan mizah dergilerinden Penguen’de bir köşe sahibi olmayı başarmış. Penguen bu işin en güzel okulu. Çizgilerin ustalarıyla aynı sayfalarda yer aldığı yıllar boyunca kendi yolunu belirledi. Klasik karikatür algısına yepyeni bir boyut getirdi.

2016 yılında Sanat Karavanı için verdiği röportajda yaptığı işin adı sorulduğunda şu cevabı veriyor;

Genel adıyla karikatür, illüstrasyon olarak değerlendirilmeli veya grafik karikatür olarak nitelendirilebilir şeklinde yorumlanmıştı, tam bir sınıfa koyamadığımız tarzda işler aslında.

Alışılmış olanı değiştirmeye, yeniden yorumlamaya cesaret etmek kolay olmamış tabi. Bu tarzı kabul görene dek kalıp düşüncelerle mücadele etmek zorunda kalmış.

Çok zordu kesinlikle, bakıp nefret ettiğini söyleyenler, yakın çevremden “normal çizdiğin gibi çizsene bu ne böyle” diyen bir sürü kişi vardı. ama sanat böyledir, kırıla kırıla ilerler, gelişir baştan beri bunu savunuyordum. Yeni formlar, yeni ifade biçimleri bulmak, daha deneysel daha içten şeyler yapmak istiyordum, bu özgürlüğü hissettikçe beni daha çok yansıtan şeyler yaptığımı fark ettim.

denemenlazım.net söyleşisinden

Özgürlük! Konfor alanından uzaklaşıp özgür hissettiğin yolda ilerleme kararlılığını göstermek. Hepimizin ihtiyacı olan bu. Bu yüzden Cem Güventürk’ün çizgilerinde kendimizi bulmamız.

Cem Güventürk çizimlerini bir günlük tutmak olarak görüyor. Yaşadıkları, hissettikleri, çevresinde gözlemlediği insanların hikayeleri içinden geldiği şekilde kağıda yansıtıyor. Neden herkesin kendisini bu kadar sevdiği, herkese “aa bu ben” dedirtmeyi nasıl başardığı sorulduğunda verdiği cevap şu:

Gerçek ve içten olması işleri buraya getirdi sanırım. Okuyucu da adaletli o anlamda, gerçekten hissettiğim şeyleri çiziyorum ve bu onlarda bir karşılık buluyor. Katıksız şeyler olmasına özen gösteriyorum başından beri. Ortak bir dil oluşuyor aramızda. Kötü hissediyorsam kötü hissedişimle, neşeliysem o neşeyle ilgili… Bizzat gerçek benle alakalı şeyler oluyor ve muhtemelen hissettiğimiz şeylerde sandığımız kadar yalnız değiliz, büyük bir kalabalığız ve çizdiğim şey bir buluşma noktası gibi oluyor, bu da beni mutlu ve motive eden bir durum

themagger.com röportajından

Bu çağda hepimiz benzer duyguları yaşıyoruz. Aslında çok farklı olduğunu düşünsek de aynı şeyleri yaşıyoruz. Modern dünya dediğimi bu zamanlarda davranışlarımız, derdimiz, neşemiz, kederimiz ilginç şekilde ortak.

Herkes gibi olmaya çalışırken kendi benliğimizden uzaklaşmak mesela. İçimizde yaşadığımız en büyük ikilem. Kalabalıktan biri olmak için telaş içindeyken kendimiz olamıyoruz. Cem Güventürk bu bunalımı taşıyor çizgilerine. İç konuşmalarımızı okuyunca şaşırmamız bu yüzden.

Hangimiz çocukluğu özlemiyoruz? Büyümenin omuzlarımıza yüklediği sorumluluk, sabah 8 akşam 5 esir olduğumuz işlerimiz, eve döndüğümüzde elimizde kalan kocaman bir mutsuzluk ve yorgunluk.

Ama bu mutsuzluğu kimseye belli etmemek zorundayız. Telefon ekranlarından başkalarına gösterdiğimiz hallerimiz hep çok mutlu olmalı. Havalı görünmeliyiz, en iyi mekanlardan story paylaşmalıyız, en çok eğlenen biz görünmeliyiz. Popüler akımlar asla kaçırılmamalı, kitap, kahve, kedi bir kaç beğeni daha aldıracak nesne arıyor sürekli gözlerimiz. Yaşadıklarımızı paylaşmak yerini paylaşmak için yaşamak gerçeğine bıraktı. Ve Cem Güventürk yine bunu bize kendi diliyle anlattı.

İlişkiler de modern dediğimiz çağdan elbette nasibini aldı. Arkadaşlıklarımızın, aşklarımızın yeni kuralları var artık. İçimizde yaşadığımız ama anlatamadığımız acılar, şüpheler, pişmanlıklar. Hepsini “yaa evet tam da bu” tepkisiyle acı bir gülümseme ile okuyoruz bu renkli çizimlerden.

Var oluş sancılarımız, “ben kimim”ler, hayat amacı arayışımız… Tüm bu içsel süreçleri birinin karşımıza görselleştirerek koyması şaşırtıyor bizi haliyle. 2019 Eylülünde verdiği röportajda şöyle diyor Cem Güventürk:

Yaptığım işleri günlük tutmak gibi görüyorum, hissettiğim üzerine kafa yorduğum şeyleri ifade etmeyi şiar edindim kendime diyebilirim. Çünkü karikatür bir dil.

Aslında büyük bir cesaret işi yaptığı. Kendi içini, duygularını, gözlemlerini olduğu gibi bizlere açıyor. Korkmadan,çekinmeden, kim ne der demeden. Samimiyetinin, bu kadar sevilmesin nedeni de bu.

Ve ben şuna inanıyorum Cem Güventürk’ün çalışmalarının her biri üzerine uzun uzun yazılabilecek, saatlerce düşünülecek tespitler. Anlık paylaşalım, beğeni alalım, gülüp geçelim şeklinde harcamak ona haksızlık etmek gibi geliyor. Hızlı yaşamaya öyle alışmışız ki derininde büyük anlamları olan her cümle, her resim 3-5 saniye içinde gözümüzün önünden geçiyor fakat bir iz bırakmıyor. Anında tüketiyoruz. Anlatılmak istenen mesaj için ne kadar emek veriyor ne kadar uygulama çabası gösteriyoruz? Belki çizerin beklentisi de büyük değişimler yaratmak değil ama en azından böyle harika bir fırsat önümüzdeyken fazlasını yapmak, hatalarımızı fark edip düzeltmek daha da harika olmaz mıydı?

Neyse sıkıcı, didaktik konuşmaları bir kenara bırakıp Cem Güventürk’ün rüya sahnesi gibi dünyasında dolaşmaya devam edelim.

Cem Güventürk, çizgisiyle ve mizahıyla yeni bir üslup buldu, bildiğimiz karikatür tanımızın üstünü çizdi; kendi renkleriyle boyadı…

Her karikatürü bir rüya sahnesi gibi. Bu rüya karelerinde hüzünlü şapşallar, kafası karışık aşıklar, kalp kırıklığı yaşayan şaşkınlar, anlaşılmayan ruhlar; yanlış hesaplaşmalar, umutsuz eşyalar, tatlı yalnızla, gıcık tepitler ve sıcacık vicdanlar var. Sadece kendi beynini değil, sizinkini de işin içine katıyor.

Kolayca katlanamayacağımız ayrıntılara gülerek, eğlenerek bakabilmek için var Cem’in karikatürleri.

Selçuk Erdem-Yine Öyle Hissettiğimde kitabının arka kapak yazısı

Selçuk Erdem çok güzel özetlemiş Cem Güventürk çizgilerinde bulduklarımızı. Son olarak “çocuk gibi olmak” meselesine dokunalım. Cem Güventürk buna çok inanıyor.

Sonuçta karikatürist olmak çocuk gibi hissetmekle çok alakalı bir şey. Öyle hissettiğimiz için karikatürist oluyoruz. Çocukken bağıramadığın ya da birilerine nasıl davranacağını söyleyemediğin için, kendi içinde yaşadığın  için kağıtta bir şeyi dillendiriyor ve bağırıyor olmak çocukluğun intikamı. Bu bir nevi senin çocukluğunla ilgili bir rövanşın aslında.

Çocuk gibi yaşamak, çocuk gibi hissetmek, çocuk gibi boyamak gerek çünkü çocuk gibi yaşamak en doğru saptamaları yapmanı sağlıyor. 

the magger röportajından

Cesur ve inatçı bir çocuğun bugüne uzanan bir çoğumuzun hayatına dokunan hikayesi bu şekilde. Halen Uykusuz ve Kafa dergileri için çizimler yapan Cem Güventürk’ün hayalinin bir sinema projesi olduğunu da öğreniyor ve heyecanla beklemeye başlıyoruz şimdiden. Tespitlerin efendisi, kendi çizgilerinin usta ismine boyaları kadar rengarenk yıllar dileğiyle…

0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Fazla İçerik
İçe Dönüş Kitabı: Bilinmeyen Adanın Öyküsü