Süregelen Güzelliğin Simgesi: Rouge

Antik Mısır eski ve köklü bir uygarlığa dayanmaktadır. Heredot’un da dediği gibi mısır nilin armağanıdır. Mısır birçok şeye şahitlik etmiş olmasıyla birlikte günümüze kadar gelmesinde de büyük bir rol oynamıştır. Ve ona nazaran birçok şeye önem veren Mısırlılar temizlik ve görünüme de çok önem vermişlerdir. Özelliklede kadınlar önde gelmek üzere bakımlarına çok dikkat etmişlerdir. Ve bunların sonucunda güzelliğin simgesi olarak nitelendirebileceğimiz ruj ortaya çıkmaya başlamıştır. Kökeni büyük oranda Afrika’ya dayanmış yani Antik Mısır’a dayanmış olsa da ortaya çıkarılan kaya resimlerinde Batı Avrupa’ya, Japonya’ya, Okyanusya’ya ve Latin Amerika’ya da dayandığı görülmüştür. Kelime kökenine bakacak olursak Fransızca olan rouge kelimesinden  gelmiştir.

  Tarihini ve yayılışını detaylı inceleyecek olursak: İlk kayıtlara Antik Mısır’ da rastlandığını söylemiştik. Antik Mısırlılar dudaklarına kırmızı bir ton verebilmek için değerli taşları ezmişlerdir. Ve sadece kadınlar bunu yapmamıştır. Erkekler de bu yönteme başvurmuşlardır. Hem erkeklerin hem kadınların kullanmasına bakacak olursak belki de onlar için güzelliğin, bakımın yanı sıra belki de gücün simgesiydi. Fakat daha çok kadınların kullanmasına nazaran onlardan söz edecek olursak onlara öncülük etmiş bir isim var. Mısır kraliçesi Cleopatra hatta kırmızıya bulanmış dudakları ile tanınır. Fakat onun ruju özel olarak renkli böcekler ve karıncalardan yapılmıştır.

Buraya kadar ki kısımdan sonra ruj kadınlar için vazgeçilmez bir hale gelmiştir. Akıl almaz yöntemlere başvurmuşlardır. Öyleki ölümcül sonuçlara bile sebebiyet vermiştir. Ölümcül öpücük tanımlaması dediğimiz şey de buradan gelmektedir. Ruj ilk kez kırmızı renk ile kendisini tanımlamış olsada balık pullarının ezilmesi ile elde edilen sedefli rujlarda o dönem de vardı. Her ne kadar kırmızının yanında sönük kalmış olsa da farklı bir ton ortaya çıkmıştır. Balık pullarından elde edilen rujların yanı sıra çivi yazılı metinlerde geçen bilgilere göre süsen çiçeği gibi bazı asitli bitkilerin sularını dudaklarını renklendirmek için kullanmışlardır.

Batı avrupadan bahsedecek olursak Orta çağda papa yasakladığı için kadınlar bir süre makyaj yapamamışlardır. Bu yıllardan sonra yoğun bir biçimde ruju  kullanmışlardır. 18. yy’ a gelindiğinde ise ruj sadece kadınlar tarafından değil erkekler tarafındanda kullanılır hale gelmiştir. Özelliklede fransız yargı sistemindeki görevli erkekler yüzlerini ön plana çıkarmak için kullanmışlardır.

Japon kadınlarının katran ve balmumundan rujları da meşhurdur.
Fakat japon kadınlarının yoğun makyaj ile sokağa çıkmaları yasak olduğu için kadınlar sadece yüzlerine beyaz dudaklarına kırmızı sürüyorlarmış.
Okyanusya da ise küçük yumuşakçalardan yapılarak ortaya çıkmıştır.

Latin Amerika’ da da temeli hayvansal kökenli boya olan carmine dayanmaktaydı. Bu malzemenin kaynağı da kırmızı böceğiydi.
Ve son olarak bir dönem erkeklerin bile kullandığı fakat daha çok kadınların kullandığı, kadınların güç ve güzellik simgesi olan ruj, son halini 1915 yılında almıştır. Birkaç yıl sonra da günlük alışkanlığa dönüşmüştür.

Daha Fazla İçerik
Namluda Namus: Şeyma Yıldız